Kategori arşivi: yer tümleci

Dolaylı Tümleç (indirect object)

Dolaylı ( indirect object ) tümleç nedir?

Öznenin, karşısındaki nesneyle doğrudan değil de bir başka nesne kullanmasıyla, dolaylı olarak temasa geçmesidir.

Ör;

Ali kalemini bana verdi.

_ Ali gave me his pencil/

Ali gave his pencil to me.

Not: Dolaylı tümleçli cümlelerde şöyle bir durum da vardır: ‘Ali kalemini bana verdi’ ile ‘Ali bana kalemini verdi’ cümleleri arasında herhangi bir anlam farkı yoktur fakat, bir vurgudan bahsedildiği açıkça görülmekte. Birinci cümlede ‘bana’ ikinci cümlede ‘kalemi’ ögeleri, yüklemin önüne çekilerek vurgulanmıştır.

Türkçede vurgulanacak öğenin yüklemden hemen önce yer aldığını biliyoruz. İngilizcede ise bu cümleler

‘Ali gave me his pencil.

_ Ali bana kalemini verdi.’ ve

‘Ali gave his pencil to me.

_Ali kalemini bana verdi’ olarak çevrilir.

Görüldüğü gibi, İngilizcede bu ayrım ‘to’ gibi ‘preposition’ adındaki yardımcı gramer unsurlarıyla sağlanır.          

     Özne ve yüklem birlikte cümlenin ana unsurlarını oluştururlar. Sohbetin öncesi bilinse dahi bu iki öge olmadan bir cümle oluşturulamaz.

     Şöyle: Sohbetin öncesini biliniyorsa (Camı kim kırmıştı?) ‘Ali kırmıştı’ denebilir. Fakat öncesi bilinmiyorsa sadece ‘Ali kırmıştı…’ demekle bir cümle kurulmuş olunmaz. Yani ifade bu şekilde bırakılmaz. ‘Kırmak’ fiili bir nesne olmadan gerçekleşmez çünkü.

      Demek ki ortada bir de eşya vardır. İşte bu eşya/eşyalar nesnedir. ‘Ali camı kırdı’ gibi. Bu örnekte fiilin taban anlamı nesneyi -i halinde talep etmiştir. Bundan başka nesnesini -e/-den/-ile halinde talep eden fiiller de vardır. ‘Ali cama dokundu/camdan uzak durdu…’ gibi.

   ‘Vermek, sormak…’ fiilleri ‘görmek, dokunmak, kaçınmak...’ fiilleri gibi bir nesne talep eden fiillerden değildir. ‘Ali parayı verdi…’ demekle cümle gene de (eğer öncesi bilinmiyorsa) tamamlanmış sayılmaz. Bu yarım kalmış cümlenin bir başka nesnesi daha olmalı. (Kime verdi?) ‘Veli’ye verdi’ ve bu ikinci nesne unsuruna dolaylı tümleç denir.

Dolaylı tümleçte özne, bir nesne aracılığıyla bir başka nesneyle temasa geçmiştir. Şu örnekleri inceleyelim; ‘Ali Veliyi dövdü’ ve

   ‘Ali Veliyi sopayla dövdü’. İkinci örnekte ‘sopa’, -ile halinde bir nesne olmasına rağmen dolaylı tümleç işlevini görmüştür. Özne, bu nesne dolayısıyla diğer bir nesneyle (Veli) temasa geçmiştir.

   Dolaylı tümleç olayında durum şudur. Dolaylı tümleç cümlede -e/-den/-ile halinde bulunabilir, fakat bununla birlikte cümlede -i halinde bir nesne de mevcuttur. Ve ayrıca dolaylı tümleç cümle içerisinde ortaya çıkar yani şöyle. ‘Ali İstanbula gitti’ cümlesinde ‘İstanbul’  bir yer tümlecidir.

    ‘Ali kardeşini İstanbul’a gönderdi’  Cümlesinde de ‘İstanbul’ yine bir yer adı, yer tümlecidir. Fakat cümlede ikinci unsur, dolaylı unsur olduğundan (çünkü İstanbul’a giden kardeşidir) dolaylı tümleç görevindedir. Nesne ve dolaylı tümleç ögeleri bu şekilde tamamlanabilir.

 

Konu Özeti

Cümle ve ögelerine genel bir bakış,

   Önümüzde  ‘Ali’, bir ‘kitap’ ve bir de ‘Veli’ olsun. Yani tabiat görüntüsü olarak karşımızda ‘Ali’, kitap ve ‘Veli’  özel veya cins adlarını karşılık  alan varlıklar  vardır. Durum bu şekliyle durağan bir durumdur. Yani henüz bir hareketlenme olmamıştır.

   Olaya konu varlıklar böyle bir arada bulunurken bir yer ve zaman içerisinde de olurlar. Öyleyse yerimizde ‘okul’  olsun.  Şu ana kadar tabiat görüntüsü,

         Ali + kitap + Veli 

                 masa   

                  okul               

 …şeklinde görüntülenir. Bu şekliyle görüntü durağandır. Yani varlıkların aralarında herhangi bir hareket  başlamamıştır.   Konuşan kişi karşısındaki durumu tarif edebilir. Veya durumdan konuşabilir.

Örn:  Masanın üstünde bir kitap vardır. Veya, 

          Kitap masanın üstündedir.

         Ali ve Veli okuldalar.

         Onlar öğrencidirler.

         Orada bir masa  yer alıyor

                                                                                                               …der  ve böylelikle durum cümleleri oluşturur. Oluşturulan cümlelerde  varlıklar  ve varlıkların adları konu edildiği için isim cümleleri olurlar.

Örn; ‘Onun adı Ali’dir.’  Derken, Onun adı tabiatta ‘Ali’ olmuş bir şekilde yer alıyor, adı ‘Ali’ bulunuyor,  denmek istenir. Bütün bu durumlarda  konuşan kişi durumun karşısında durumu betimliyor haldedir.  Bundan sonra varlıkların  kendilerinde veya  aralarına  bir hareket  meydana gelirse konuşan kişi için  görüntü;

  Özne + hareket ;               

Ali   kalktı/ yürüdü/ koştu/ yoruldu/ oturdu

   Özne + hareket + nesne;   

Ali + gördü kitab-ı

         dokundu kitab-a

         hoşlandı  kitap-tan

   Özne + hareket + –i’li nesnee’li nesne;       

Ali verdi kitab-ı Veli-y-e

                              +  –den’li nesne;    

Veli aldı  kitab-ı Ali-den

                                +  –den’li  yer;       

Ali aldı kitab-ı  masa-dan (masanın üst yerinden)

                                  +  e’li yer;           

Veli koydu kitab masa-y- a (masanın üst yerine)

 

    Özne + hareket + –e’li yer;          

Ali gitti okul-a  yine,  Ali geldi okul-a

                                +-den’li yer;          

Ali gitti okul-dan  yine,  Ali geldi okul-dan

  … şekillerinde oluşur. Ve bu oluşturulan cümleler  birer haber cümlesi, konuşan kişinin kendisi veya başkası hakkında gördüğü, bildiği  olayları haber verdiği ifadeler olurlar.

   Bunlardan başka diğer  kipler ile ‘emir, istek, dilek, gereklilik v.b’ vereceği  ifadeler,  bu kez konuşan kişinin kendisine göre veya kendi düşüncelerini belirttiği cümleler olurdu..

   Buraya kadar gelinen noktada ve verilen örneklerde yer alan unsurların, cümle unsurlarının bazıları, öznenin hareketini meydana getirebilmesi için zorunlu unsurlar veya gereken unsurlar olarak ifadelerde yer alırlar.  Şöyle,

    ‘Ali  gördü…’   Demekle bir cümle  kurulmuş  olunmaz.  Bu ifadenin bir nesnesi de olmalı çünkü ‘gördü’ fiili zorunlu olarak böyle bir nesne talep eden  fiillerdendir. Öyleyse cümle, ‘Ali kitabı gördü’  denilerek tamamlanmalıdır.

     ‘Ali  çantasını götürdü’ Cümlesi ise  olayın durumuna  göre  nereye götürdü? Gibi bir soruyu gerektirebilir.  Ve ‘Ali çantasını okula götürdü.’ denilerek cümle tamamlanır.

   İşte özne ve yüklem dışında bu şekilde bir nesne veya bir yer talep eden fiillerle oluşturulan cümlelerde yer alan cümle  unsurlarına  veya ögelerine asıl ögeler,  diğer  özne, nesne, yüklem dışında  göreceğimiz ögelere de açıklayıcı veya yardımcı ögeler diyelim. 

   Bu arada  kısaltılan  söyleyişler ,  ‘Adın neydi? __ Ali’ ,   ‘ Cam kırık mıydı?__ Kırıktı.’ gibi cümlelerde  asli unsurlar söylenmese de söylenmiş gibi kabul edilir.  Ve cümle tam bir cümle olarak kabul edilir. 

   Cümlelerin yardımcı  ögeleri ; 

yer tümleci, (hareketin gerçekleştirdiği yeri bildirir)    

zaman tümleci, ( hareketin gerçekleştiği zamanı bildirir )

sebep tümleci, ( hareketin gerçekleşme sebebini bildirir)   

zarf tümleci   (hareketin gerçekleşme şeklini bildirir)

 … gibi ögelerdir.

 Örn;

Ali  gave the book to Veli  in the school  yesterday.

Ali  verdi  kitabı      Veli’ye       okulda            dün .  

Yani,  Ali  kitabı Veli’ye  okulda  dün verdi. 

Article ‘the’ / harf-i tarif ‘el’ / ‘-ü(k)’ nedir?

   İSMİN HAL KATEGORİSİ NEDİR?

İsimlerde (eşyada) belirlilik/ belirsizlik; 

(eşyanın) tanıdık, özel bir eşya olması)

( Harf-i tarifel’ / Articlethe’/ –ük hali ) nedir ?

  Her şeyden önce Türkçede  –k ekinden söz edelim biraz. Ek (-k eki) ‘boz-uk saat, aç-ık kapı, kır-ık kalem, çiz-ik araba…vs.’ fiillerle kullanıldığında eşyanın fiille kastedilen hareketi yük almış olduğunu ya da fiille kastedilen hareketin eşya üzerinden geçmiş olduğunu bildirir. Ve aslında  fiillerin bitmiş durumunu, ismin fiille kazanmış olduğu sıfat halini  (sıfat fiili) oluşturur.

 Yine aynı –k eki;

  sar-mak’ tan _sarık,

   bat-mak’  tan_ batık

   örtmek’ ten_ örtü ( –ğ/-k )

    Ayrıca, düüt’   yansımasından ‘dü-d-ük’  gibi  fiil veya yansımayı yük almış, taşımış olan anlamında eşya adı da oluşturur.

    Ve hatta, ‘tanı-dık’ gibi -t  ekini almış bir fiili de yine taşıyan, yük alık/ almış olan anlamında (tanıdık adam) sıfat yapar.

     Sonuç olarak bütün bunlara bakıldığında –k ekinin bir yük alma veya taşıma görevi üstlendiği görülmektedir.

      Peki eşya hep böyle hareketleri mi yük alır sadece,

Ör;    At      (bir binek hayvanı.)

          At–ıg

      Ali at–ıg bindi

 

Yine;  

    kapıg (kapı)              

     kapıkık/ığ      

Ali kapıkıg  açtı . (kapıyı açtı

           ıyı

    

Ör; örtük (örtü)

       örtükük/ –üğ

Ali  örtüküg örttü ( örtüyü örttü )

          üy ü 

   Şöyle, karşımızda bir eşya var ve eğer,  eşyayı  hiç görmemiş veya bilmemiş isek eşya için; Bu nedir? Deriz. Ve bu şey için bir ad ararız. Bunu eşyayı dil sahasına çıkarıp ondan konuşmak için yaparız.  

     Demek ki eşya veya varlık dil sahasına çıkabilmek için bir ada ihtiyaç duyar. Böylece başlangıçta eşya ile adlar (isimler) arasında da yük alma veya taşıma -eşyanın ismi taşıması anlamında-  bir ilişki kuruldu.

     Burasını biraz açalım. Başlangıçta dedik,

     Aslında isimle kastedilen eşyanın tanıdık veya bilindik bir eşya olması durumu, yani belirlilik durumu iki yerde ortaya çıkar.

     Birincisi sohbet anı veya olay anıdır.

    ‘Kitabı satın aldım’ örneğinde ‘kitab-ı’ derken öncesinde sohbete konu olmuş bir kitaptan konuşuyoruz demektir. Yani olay şöyleydi.

     ‘Dün Ali ile kitap fuarına gittik. Orada  ülkeleri tanıtan çok güzel resimli bir kitap görmüştüm’ ve ben,

     ‘Kitabı satın aldım’ Evet bu cümlelerde konu edilen kitap özel bir kitap olarak karşımıza çıktı. Özel diyoruz çünkü bu kitap diğer herhangi bir çok kitaptan belirli biri halini aldı. Bu bakımdan ‘kitap’ isimi özel ad gibi durdu. Bu durum, kişi veya diğer şeylere konulan özel adlara benzer bir durum. Farkı ise eşyanın cins veya tür adının sadece bir eşyayı özelleştirmesi oldu.

    Arapça dil bilgisinde ‘el’ takılı isim eşyanın özel adıdır denmekle kastedilen şey bütün bunlardır.   

   İngilizcede ‘the’ articlesinde de durum aynıdır.  

    İkincisi ise daha geniş, başlangıca dönük bir durumdur. Yani şöyle, bir örnek,

     ‘İnsan gerçekten çok nankördür’  örneğimizde bahsedilen isim tabiatta varlık olarak yer almış bir tür ismi, insan ismidir. Ve ‘insan’ demekle bütün bu bir tür kastedilmiştir. Fakat Arapçada yine de ‘el’ takısı alır.

( el insan). Buradaki durum ise şudur.

    Aslında ‘insan’ demekle ‘insan olan/ insan olmuş şey’ denmek istenir. Ve ta başlangıca ismin eşyaya ad olarak konmasına kadar gidilir. Şöyle,

    Diyelim ki iki kişiyiz ve biz karşımızdaki bir eşyaya ad koymak istedik. Eşyamız veya canlımız, hızlı koşan, dört ayaklı … vesaire bir canlı olsun. Oldu ki kararlaştırdık ve bu canlıya ‘at’ dedik. Ve eşyayı adlandırdık. Bundan sonra ‘the at, el at, atıg’ demekle adı ‘at olmuş’  eşya demek isteriz. Ve her defasında bu başlangıca döneriz. İşte Arapça ve İngilizcede ‘the’ ve ‘el’ takısının sıkça kullanılması bu yüzdendir. Aynı durum göreceğimiz gibi Türkçede de vardı. Ve bu,                 

   ‘Tağ-ıg ukrukın  egmez.’ Şeklindedir. Ata sözüyle;

    ‘Dağ olan  şey, bir dağ,   iple eğilmez.’ anlamı verilir.

     İşte  isimlerle kullanılan belirtme/ belirlilik  bildiren dil unsurları bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır.

     Şöyle devam edelim. Tabiatta bir taraftan eşyalar veya varlıklar dolaşırken diğer tarafta adlar veya isimler dolaşırlar.

     Kişi, ‘Kırtasiyeden  birkaç kalem, bir çanta bir de defter aldım’ dediğinde, henüz dil sahasına çıkmayan veya kişinin dil sahasına çıkarmadığı, belirsiz,  bir veya birkaç varlık sohpete konu olmuştur.

      Bundan sonra,

çantayı (çanta olmuş olanı/ çanta adını yük alanı ) Ali’ye,

 ‘kalemi (kalem olmuş olanı/ kalem adını taşıyanı ) Veli’ye verdim.’ Derse eşyalar artık konuşma sahasına çıkmışlardır demektir. İşte ismin belirtme veya yük alma ya da eşyaya ismi yük aldırma yine ismi eşyaya yükleme durumu budur.

   Yükleme durumu ismin akuzatif durumuydu. Bu halde konuşan kişi önsesinden sohbete konu etmiş olduğu bir eşyayı yeniden anlatıyordur. Yani dinleyen için eşya ikinci kez işitiliyordur.

     Konuşan kişi, ben, ilk defa;  ‘Kitabı satın aldım.’ dersem demeki dinleyici olan siz, bir kitap mevzusundan haberdarsınız. Olaya eşya olan ‘kitap’ tarafından  baktığımızda ise ‘kitap’ söhpette yer almış olma bakımından sözü edilmiş, üzerinden söz geçmiş bir eşya, bir bakıma üzerinde söz oluşmuş bir eşya…  ya da eşya söz olmuş eşya veya  ad veya isim olmuş bir eşyadır.

    Ali kalem buldu.   ( belirsiz/ bilinmeyen  bir kalem ‘a pen’ )

    Ali kalem-i buldu. ( belirli/ bilinen bir kalemi  ‘the pen’) Örneklerindeki gibi.

    Örnekteki eşya  ( yani ‘kalem’ sözü ) cümlede nesne göreviyle yer aldı. Fakat birincisinde, eksiz olanında, herhangi bir kalem, daha hiç sözü edilmemiş bir kalem varken; ikincisinde bilinen, konu olmuş bir kalem vardır.

    Bundan sonra,

   ‘Kalem kırmızı bir kalemdi.’  Dendiğinde, ‘kalem olmuş’ eşya kırmızıydı denmek istenir. Fakat isim bu kez özne olarak ifadede yer alır. Ve genede bu eşyanın bilinen bir eşya olduğu (ifadede bilinmişlik bildiren bir ek unsuru, –i  unsuru olmasa da) durumdan anlaşılır.

    Bütün bu cümlelerdeki eşya ‘kalem’ sözü, ‘kalem olmuş şey’ anlamında kullanıldı.

  Devam edelim,

Güneş balçıkla sıvanmaz.’  

Yani, ‘Güneş olan şey…’  yine,

 ‘Dağ  iple eğilmez.’              

Yani, ‘Dağ olmuş şey…’  örneklerinde de aynı durum vardır.

     Farkındaysak bu son örneklerde ‘güneş’ ve ‘dağ’ sözleri ilk defa işitiliyor. Ve bir ikinci defa sohbete konu olma durumu da yoktur. Fakat biz yine de bir belirlilik hissederiz. Bu, birinci örnekte ‘güneş’ iken ikincisinde ‘dağ’ oldu. Güneş dendiğinde herkes güneşin nasıl bir eşya olduğunu bilirken. ‘Dağ’ da ise böyle bir bilinmişlik,  bilinen, belirli bir dağ da yoktur. Fakat, ‘dağ olmuş olan şey, bir dağ olmuş, dağ olan şey’  diyerek sözü genişletirsek ortada belirli bir eşya olmasa da bir tanınmışlık, zihinlerdeki bir tanınmadan bahsedebiliriz.       

  Bu cümlenin aslı;

Tağ-ıg ukrukın  egmez.’ Şeklindedir. Ata sözüyle;

 ‘Dağ olan  şey  iple eğilmez.’ anlamı verilir. Tıpkı bugünkü,

  ‘İnsan (olan, bir insan ) böyle bir şey yapmaz’  söylemlerindeki gibi.

      Örnekteki -ıg ek unsuru eşyayı belirli, bilinen bir eşya yapar. Ve bu yapıda –ıg ekli  eşya,  ( halı hazırda ) ‘dağ’ adını taşımış olan eşyadır. Bu arada –ıg ekli isim cümle içerisinde özne olarak yer alıyor.

    İşte ismin –i akuzatif/ nesneli hali belirlilik, tanınan belirli bir eşyayı bildirirken, ismin özne hali ise  bazen veya çoğu kez belirli bir’lik bildirmezse de bir tanınmışlığı haber verir.

Görüntüyü daha da netleştirelim.

 ‘Ali ateşi? yaktı.

  ‘ Ateş?? alev ile söndürülmez.’ Örneklerinde işaretli yerlerde ifadeden düşmüş harfler vardır aslında. Birinci cümlede bir -g(-ğ) harfi, ikincisinde -ıg/(-ığ) eki düşmüştür. Bu cümlelerin aslı;

  ‘Ali otug yaktı’ (ot = od/ ateş demektir)           

 Bügün;

Ali odug—oduğ–odu  yaktı

      (‘the’  ot/ ateş)

yani, Otug ayguç birle öç-ürmez.  (ata sözüdür)    

Bügün; ‘Od ayguç/ alev ile sönmez

  Yani,  Odolan şey- ayguç birle öçürmez

Gördüğümüz şey şudur.

  1. Birinci cümlede isim ( od_ateş ) nesne gibi kullanılırken, ikincisinde özne oldu.
  2. İsimlerin eklerinde (-ug ekinde) bir değişme de yoktur.

     ‘The’ artikeline dikkat edelim. Dikkat edelim çünkü, Türkçedeki –i(-ig) eki ingilizcede ‘the’ artikeline karşılık geliyor. Bu arada İngilizce ve  diğer dilleri konuşanlar Türkçede böyle bir tanıdıklık unsuru, harf-i tarif, article bulmaya zorlanırsa bu eski fakat artık -özne durumunda- işletilmeyen bir –ıg ekiydi.  Bugün ise isimin nesne … ( üzerine bir hareket yöneltilmeyen,veya, üzerinden bir hareket çıkmayan nesne, yalın nesne)                                                                                                        …olarak yer aldığı durumlarda tanıdık/ bilinen/ belirli bir nesne (-i ekli nesne) olarak varlığını devam ettirir.   

     Örnekler,

  Ali found a pen.   _ Ali kalem ( herhangi bir kalem) buldu.

  Ali found the pen._ Ali kalem-i buldu

  Ali kalem olmuş olan şey buldu.

      Demek ki Türkçede de diğer dillerde (Arapçada ‘–el’, İngilizcede ‘the’) olduğu gibi, eşyanın tanıdık bir eşya olduğunu bildiren bir dil unsuru vardır.

      Şu ana kadar ismin tanıdık olan isim, tanıdık olmayan isim durumunu, –i durumunu gördük. Yani belirtili nesne demiyoruz artık tanıdık, belirli eşya diyoruz çünkü ek, –ıg eki ismin sadece nesne halinde kullanılmazdı. Hem zaten ‘–i/ -iğ/ -ig’ eki  eki bir ismi nesneleştirmek için değil, eşyayı tanıdık eşya sahasına almak için işletilirdi. 

    Öyleyse,

    Türkçede, isimlerin tanıdık olması kategorisi/ harf-i tarif nedir?                        

…………… kısaca ‘–i/ -iğ/ -ig’ dir.

 

Nesne (object) nedir?

 

 

     Nesne (object ) nedir?

   Öznenin, bir hareketi gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu, karşısına alıp etkileşimde bulunduğu, hakkında konuştuğu şey/şahıs/ konu/ durum ve kendisinden uzaklaşınca belirginleşen, hakkında konuşulan yer.

    Dolaylı ( indirect object ) tümleç nedir?

   Öznenin, karşısındaki nesneyle doğrudan değil de bir başka nesne kullanmasıyla, dolaylı olarak temasa geçmesidir.

  Ör;

   Ali kalemini bana verdi.

_ Ali gave me his pencil/

   Ali gave his pencil to me.

    Not:  Dolaylı tümleçli cümlelerde şöyle bir durum da vardır: ‘Ali kalemini bana verdi’ ile ‘Ali bana kalemini verdi’ cümleleri arasında herhangi bir anlam farkı yoktur fakat, bir vurgudan bahsedildiği açıkça görülmekte. Birinci cümlede ‘bana’ ikinci cümlede ‘kalemi’ ögeleri, yüklemin önüne çekilerek vurgulanmıştır.

    Türkçede vurgulanacak öğenin yüklemden hemen önce yer aldığını biliyoruz. İngilizcede ise bu cümleler  

 ‘Ali gave me his pencil.

_ Ali bana kalemini verdi.’ ve

 ‘Ali gave his pencil to me.

_Ali kalemini bana verdi’ olarak çevrilir.

     Görüldüğü gibi, İngilizcede bu ayrım ‘to’ gibi ‘preposition’ adındaki yardımcı gramer unsurlarıyla sağlanır.          

              

          Cümlenin yükleminde yer alan fiillerle cümlenin tümleci veya tümleçleri arasındaki ilişki hakkında

Tümleç/  tamamlık  nedir?

     Bir cümlede özne ve yüklem yer almasına rağmen cümlenin anlamının tamamlanamadığı (eksik kaldığı) durumlarda cümledeki yargıyı tamamlayabilmek için zorunlu olan, ya da yargı tamamlansa da ifadeyi daha da belirginleştirmek için gerekebilen  cümle ögesine tümleç/ tamamlık denir.

     Özne ve yüklemin dışında zorunluluk bakımından tümleç talep eden fiiller;

A) NESNE ALAN FİİLLER 

Doğrudan nesne (direct object) talep eden fiiller: Bu tür fiiller zorunlu olarak bir tane nesne (şey/ şahıs/ konu) talep ederler. Özne ile kuracağı ilişkiye göre nesneyi;

     Akuzatif ( -i ) halinde talep eder: Akuzatif halinde özne, karşısındaki nesneyi el altına/ etkisi altına alır,  ona tesir eder bu durumda nesne öznenin yükü altındadır. Yani nesne fiille kastedilen harekete  maruz kalmış, harekete yakalanmış, tutulmuştur.

 Özne nesney-i gördü/ sevdi.       

__Ali saw/ loved the dog.

 Özne görüldü/ sevildi.    

 __The dog  was seen/ loved.

 Yine;

       -i düşünmek_ think,

       –i bilmek/ -i tanımak_know,

       –i anlamak_ understand,

       –i görmek_see,

       –i yıkamak _ wash,

       –i temizlemek_clean,

       –i kırmak_ break,

       i bulmak_find,

       –i unutmak_ forget

                                 …vs. fiiller bu türden fiillerdir. Ve bu fiiller cümlede neyi?   kimi?/  nereyi?  sorularına cevap veren bir nesne talep ederler.                                                                                

Ör:

 Ali’s mother cleaned …

       ( What  did she  cleaned ? )             

                 … the windows.

(Ali’s mother cleaned the windows.)

                                                             

     Ablatif halinde talep ederler; Ablatif halindeyse tersi durum vardır. Bu kez özne nesneden etkilenmiş, onun tesiri altında kalmıştır. Yani bu kez fiille kastedilen harekete maruz kalan, yakalanan, tutulan, hareketin yükü altında kalan öznedir.

    Özne nesneden şüphelendi.    

__Ali suspected Veli.

     Özneden şüphelen-ildi           

__Ali was suspected.

       Yine;

     -den korkmak_to fear,

    -den çekinmek/sakınmak_to avoid, 

    -den nefret etmek_hate,

    -den şüphelenmek_to suspect,

    -den zevk almak_to enjoy,

    -den kurtulmak_to escape,

     -den utanmak_to shame vs. Fiiller bu türden fiillerdir ve cümlede, Kimden? Neyden?

       …sorularına cevap verebilen bir nesne talep ederler.

      Datif halde talep eder: Datif halde ise özne, karşısındaki (nesne) ile gayeli ya da gayesiz temasa geçmiş, onu etkilemek, ona tesir etmek istemiştir. Fakat nesne etkilenmemiş ya da etkilenip etkilenmediğinden, öznenin tesiri altında kaldığından bahsedilmemiştir ve belki hareket öznede kalmıştır. 

     Örneğin, Ali cama vurdu. Bu cümlede cam tesir altındadır. Fakat camda herhangi bir etkilenme belirtisi yoktur. Daha doğusu işin bu tarafından bahsedilmemiş, sadece cama vurulmasından söz edilmiştir. Cümleyi, Ali cama vurarak camı kırdı diye söylemiş, olsaydık bir nesne olan cam artık öznenin yapmış olduğu hareketle tesir altına alınmış olurdu. 

      Özne  nesneye dokundu     

__Ali touched the dog

      Nesneye dokun-uldu          

__The dog was touched

     Yine,

  -e bakmak,

   -e yaslanmak,

    -e inanmak_to believe,

    -e dua etmek_ (pray for_için dua etmek),

    -e benzemek_to resemble    

           …(look like_ gibi görünmek),

     -e hayran olmak_to admire,

     -e zarar vermek_to damage,

     -e yemin etmek_ to swear,

     -e katlanmak_tolerate,

     -e cesaret vermek_to encourage,

     -e baskı yapmak_ pressurise,

     -e güvenmek_to trust, 

     -e selam vermek_ to greet,

     -e telefon etmek_ telephone,

     -e itaat etmek_ obey,

     -e sarılmak_ hug,

     -e hayran olmak_admire 

              …vs. fiiller bu türden fiillerdendir.  Cümlede ise,

    Kime?      Neye?                                                                                         …sorularına cevap verebilen bir nesne talep ederler.

 

      İle halinde talep eder:  İle halindeyse özne nesneyle karşılıklı olarak etkileşimde bulunur. -le barışmak_make peace, -le savaşmak_ fight vs. fiiller bu tür fiillerdendir. Bu türden fiillerde şöyle bir durum da söz konusudur. Örneğin;  

1.‘Ali ile Veli barıştı’cümlesiyle 

2.‘Ali Veli ile barıştı’ cümlelerindeki anlam farkı: 

     Birinci cümlede karşılıklılık bir işteşlik söz konusuyken, ikinci cümlede tek taraflı öznenin (Ali) nesnesiyle (Veli) olan etkileşiminden bahsedilir. Yani, birincisi özneleri ortak (birden fazla özneli) bir cümleyken, ikincisinde bir tek özne ve nesnesinden bahsedilmiştir.  Örneğin; 

1. Ali ile/ve Veli tartıştı.

_ Ali and Veli had a row.

  1. Ali, Veli ile tartıştı.  

  _ Ali had a row with Veli.

    Yine; akuzatif ve datif halde nesne talep eden fiiller de ile halinde nesne talep eden fiillere dönüştürülebilir.

   Akuzatif; (-i gördü ) -le görüştü, -le dövüştü, -le itişti, -le buluştu, -le anlaştı, -le tanıştı vs.

    Dadif; (-e baktı) –le bakıştı, -le yardımlaştı, -le sözleşti, -le yumruklaştı, -le çarpıştı, vs.

    Yine; -ile halinde öznenin nesnesini araç olarak kullanması (enstrumental) durumuda vardır. ‘Ali camı taşla (ile) kırdı.’ Bu örnekte ‘taşla’ ögesi dolaylı olarak harekete dahil edilmişse de, -le halinde (insturumental_araçlı) kullanılmış nesnedir.

   Özne nesneyle görüştü    

__Ali meet Veli.

    Özneyle dövüşüldü.         

__Ali was met.

     

 2. Dolaylı nesneli veya bir yer tümleci talep eden fiiller:

    Bu türden fiillerde özne, karşısındaki şeyle/şahısla dolaylı olarak (dolaylı tümleç/ ‘indirect object’) etkileşimde bulunur ya da özne, karşısındaki şeyle/şahısla  arasındaki ilişkiyi, tesir ettiği (akuzatif haldeki) nesne aracılığıyla sağlar.

A) Özne + –i’li nesne  +  –e’li / –den’li  zorunlu nesne

 -e vermek_to give, 

e sormak_to  ask, …   

 Ör: Ali kalemin-i Veli’y-e verdi._Ali gave his pen to Veli.

     

                …+ –e’li / –den’li …gerekli nesne

 –e satmak_to sell, 

den satın almak _to buy,

Ör: Ali evin-i (Veliy-e) sattı._Ali sold his house (to Veli )

 

B) Özne + –i’li nesne + –e’li / –den’li  zorunlu yer tümleci.

 –e doldurmak_ fill up,

 -e sermek_ to spread out/on,

e sokmak_ to inset

den çıkarmak_ take out,

den sökmek_ to pull up(bitkiyi)

Ör;  Ali kitaplarını çantasına yerleştirdi.

_ Ali inserted his books in his bag.

                                              

          …+-e’li / –den’li …gerekli yer tümleci.

-e  götürmek_ to take to…         

e getirmek_ to bring to

den götürmek_ to take from…  

den getirmek_ to bring from

      Yine, …. itmek_to push, 

boşaltmak_to empty,  göndermek_ to send  …v.s

 

B) NESNESİZ FİİLLER

      Bu türden fiiller nesne talep etmezler. Talep etmiş oldukları yer tümleçleri ise aşağıdaki gibidir.

 Ayrılma halinde: (Nereden? Bir yer… 

   –den ayrıldı_ He left from…,

    –den uzaklaştı_ He went away from…

  Yönelme halinde: (Nereye? Bir yer…)

   –e (gidip) girdi _ He went into…

    –e (gelip)  girdi_He came in…

    –e vardı/ ulaştı _He arrived at…,

     –e daldı_He dived down/rushed in…, 

      –a uzandı_ He lay down on…

Ya da; Ayrılma veya yönelme halinde; (Nereden?/nereye?)

  –e gitti_ He went to …

  –den gitti_ He went from…

   -e geldi_ He came to…

    –den geldi_ He came from…

    –e çıktı_ He came out of…

     –den çıktı_ He went out of

     -e indi_ He went down…

     -den indi_ He came down…

 

  Bulunma halinde: (nerede? O yer…)

    –de bulundu_ He was present in…/He was in…,

    –de kaldı_ He stayed in…,

    –de yaşadı_ He lived in…,

    –de durdu_ He stopped in/ on/   near/   at…,

     de çalıştı_ He worked in..

Yer tümleci nedir?

      Öznenin bir hareketi gerçekleştirirken bulunduğu, kendisinin yöneldiği veya bir nesneyi yönlendirdiği, kendisinin çıktığı veya bir nesneyi çıkardığı ya da hareketin başladığı, bittiği, icra edildiği yer.

      Not: Bir yeri sevdim, gördüm… O yerden hoşlandım… derken o yeri karşımıza alır, ondan belirli bir mesafe uzaklaşırız. Böyleliklede o yeri bir bütün olarak algılar ve ondan bu şekliyle bahsederiz. Ve artık söz konusu yer  nesneleşir.

     Yani, kalem çantanın içindeyken çanta yer, kalem nesne; çanta dolabın içindeyken dolap yer çanta nesne; dolap odadayken oda yer dolap nesne… diye devam eder. Kısaca yer ve nesne ayrımını fiilin kastettiği hareket belirler.  Bu durumda fiziksel olarak henüz nesneleşememiş tek yer uzay boşluğudur. Bu yüzden uzayı gördüm, uzaya baktım demeyiz.  

       Ör; ‘Ali dolabı gördü/dolaba baktı/dolaptan hoşlandı…’ derken dolap nesne, ‘Ali dolaba (içine)girdi/ dolaptan(içinden) çıktı/dolapta saklandı…’derken dolap yer tümlecidir.  Genel bir yargı oluşturmak istersek yukarıda bir nesne talep eden fiillerle kullanılan yer adları, her ne kadar bir yer bildirse de bu yer adları nesnedir.

Nesne nedir?

   Öznenin, bir hareketi gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu, karşısına alıp etkileşimde bulunduğu, hakkında konuştuğu şey/şahıs/konu/durum ve kendisinden uzaklaşınca belirginleşen, hakkında konuşulan yer.

 Dolaylı tümleç nedir?

   Öznenin, karşısındaki nesneyle doğrudan değil de bir başka nesne kullanmasıyla, dolaylı olarak temasa geçmesidir.

   Ör; Ali kalemini bana verdi.

_ Ali gave me his pencil/

 _Ali gave his pencil to me.

    Not:  Dolaylı tümleçli cümlelerde şöyle bir durum da vardır: ‘Ali kalemini bana verdi’ ile ‘Ali bana kalemini verdi’ cümleleri arasında herhangi bir anlam farkı yoktur fakat, bir vurgudan bahsedildiği açıkça görülmekte. Birinci cümlede ‘bana’ ikinci cümlede ‘kalemi’ ögeleri, yüklemin önüne çekilerek vurgulanmıştır.

    Türkçede vurgulanacak öğenin yüklemden hemen önce yer aldığını biliyoruz. İngilizcede ise bu cümleler  

                   ‘Ali gave me his pencil._ Ali bana kalemini verdi.’ ve

                   ‘Ali gave his pencil to me._Ali kalemini bana verdi’ olarak çevrilir.

     Görüldüğü gibi, İngilizcede bu ayrım ‘to’ gibi ‘preposition’ adındaki yardımcı gramer unsurlarıyla sağlanır.                                                                       

     Özne ve yüklem birlikte cümlenin ana unsurlarını oluştururlar. Sohbetin öncesi bilinse dahi bu iki öge olmadan bir cümle oluşturulamaz.

     Şöyle: Sohbetin öncesini biliniyorsa (Camı kim kırmıştı?) ‘Ali kırmıştı’ denebilir. Fakat öncesi bilinmiyorsa sadece ‘Ali kırmıştı…’ demekle bir cümle kurulmuş olunmaz. Yani ifade bu şekilde bırakılmaz. ‘Kırmak’ fiili bir nesne olmadan gerçekleşmez çünkü.

      Demek ki ortada bir de eşya vardır. İşte bu eşya/eşyalar nesnedir. ‘Ali camı kırdı’ gibi. Bu örnekte fiilin taban anlamı nesneyi -i halinde talep etmiştir. Bundan başka nesnesini -e/-den/-ile halinde talep eden fiiller de vardır. ‘Ali cama dokundu/camdan uzak durdu…’ gibi.

   ‘Vermek, sormak…’ fiilleri ‘görmek, dokunmak, kaçınmak...’ fiilleri gibi bir nesne talep eden fiillerden değildir. ‘Ali parayı verdi…’ demekle cümle gene de (eğer öncesi bilinmiyorsa) tamamlanmış sayılmaz. Bu yarım kalmış cümlenin bir başka nesnesi daha olmalı. (Kime verdi?) ‘Veli’ye verdi’ ve bu ikinci nesne unsuruna dolaylı tümleç denir.

    Dolaylı tümleçte özne, bir nesne aracılığıyla bir başka nesneyle temasa geçmiştir. Şu örnekleri inceleyelim; ‘Ali Veliyi dövdü’ ve

   ‘Ali Veliyi sopayla dövdü’. İkinci örnekte ‘sopa’, -ile halinde bir nesne olmasına rağmen dolaylı tümleç işlevini görmüştür. Özne, bu nesne dolayısıyla diğer bir nesneyle (Veli) temasa geçmiştir.

   Dolaylı tümleç olayında durum şudur. Dolaylı tümleç cümlede -e/-den/-ile halinde bulunabilir, fakat bununla birlikte cümlede -i halinde bir nesne de mevcuttur. Ve ayrıca dolaylı tümleç cümle içerisinde ortaya çıkar yani şöyle. ‘Ali İstanbula gitti’ cümlesinde ‘İstanbul’  bir yer tümlecidir.

    ‘Ali kardeşini İstanbul’a gönderdi’  Cümlesinde de ‘İstanbul’ yine bir yer adı, yer tümlecidir. Fakat cümlede ikinci unsur, dolaylı unsur olduğundan (çünkü İstanbul’a giden kardeşidir) dolaylı tümleç görevindedir. Nesne ve dolaylı tümleç ögeleri bu şekilde tamamlanabilir.

 

Kompleks/ girişik cümlede sonuç tümleci

 

So/as +adverb+ that …_Öyle + zarf/sıfat+ ki

O kadar sessiz konuştu ki kimse bir şey anlamadı.

_ He spoke so quietly that nobody understood anything.

 

Such+adjective+noun that …Öyle+ sıfat+isim+ ki

Tatil o kadar harikaydı ki asla unutmayacağım

_ The holiday was so great that I wilI never forget it.

 

However

 Bir durumun şartları nasıl olursa olsun aynı sonucu vereceğini belirtmede…

Whatever

Bir önceki durumun sonucu ne olursa olsun bir sonraki eylemin değişmeyeceğini …

 

 

Kompleks/ girişik cümlede sebep tümleci

as_– dığından (dığı için)

Bu akşam anneme gideceğim için sizinle gelemeyeceğim

_ As I go to my mother tonight, I can’t come with you.

 

because

 Bir eylemin sebebinden çok eylemin kendisinin vurgulanmak istendiği durumlarda…

Radyo dinlediğim için telefonu duyamadım.

_ I didn’t hear the phone because I was listening to the radio.

 

for

  Bir durumun oluşmasında her zamanki gibi/-dığı için bilinen aynı şeyin sebep olmasında…

Çok iyi hazırlandığı için sınavı kazandı.

_He passed the exam, for he had prepared for it very welI.

 

since 

 Bir eylemin gerçeklemesinde başlıca bir şeyin sebep olduğunu belirtmede…

O gün çok korktuğundan bir daha buraya gelmez

_ Since he was very scared that day, he won’t come here again.

 

seeing that 

   Bir eylemin gerçekleşmesinde görünen bir sebebin yattığını belirtmede kullanılır.

Yorgun olduğundan (yorgun olduğunu görünce) ona yardım ettim.

_ Seing that he was too tired, I helped him.

Kompleks/ girişik cümlede zıtlık tümleci

though_-e rağmen 

Çok çalışmasına rağmen sınavı geçemedi

_ Though he studied a lot, he couldn’t pass the exam.

 

although_-e rağmen (bütün bunlara rağmen yine de)

Akıllı, zeki ve çalışkan olmasına rağmen yine de sınavı geçemedi.

_ Although he’s smart, clever and hard working he couldn’t pass the exam.

 

even though_-e rağmen ( hep…. olmasına rağmen…..yine de )

Hep çalışkan ve dikkatli olmasına rağmen gene de başarılı olamıyor

_Even though he is always hard working and careful, he isn’t successful. 

 

even if _ -e rağmen (olsa bile yine de)

Sınav çok zor. Çalışsak bile sınavı geçemeyiz

_The exam is too difficult. Even if we study a bit, we can’t pass it.

 

in spite of the fact that_  -e karşın (-esine nispeten, -asına inat yine de)

Ona çok hatırlatmama rağmen hala aynı hatayı yapıyor

_İn spite of the fact that I remind him about it very much, he still makes the same mistake.

 

despite the fact that_ -e karşın

Uzun zamandır görüşmememize rağmen beni hatırlayabildi

_ Despite the fact that we hadn’t seen each other for a long time, he maneged to remember me.

 

Kompleks/ girişik cümlede kıyas tümleci

as than_ gibi/ kadar 

Annen bile seni benim sevdiğim gibi sevmedi.

_Your mother didn’t love you as I do.

Annen seni benim sevdiğimden daha fazla sevmedi.

_Your mother didn’t love you more than me.

 

as+adjective / adverb+as_-den daha ( üstünlük)

Onun kadar zeki birini görmedim.

_ I haven’t seen a person as smart as he is.

 

so+adjective / adverb+as_ -nin gibi (eşitlik) -nin kadar(eşitlik)

Onun kadar çok çalışmana gerek yok.

_ You don’t need to study as hard as him.

Kompleks/ girişik cümlede hal tümleci

as

  Bir durumun, diğer bir durumda olduğu gibi gerçekleştiğini belirtirken,

Herkesin ülkesini sevdiği gibi bende ülkemi severim.

_ I like my country  as everybody does it 

 

like

 Bir durumun diğer bir durumla, benzer şekilde gerçekleşmesini belirtmede…

Ben de senin gibi (benzer şekilde) düşünüyorum.

_ I am thinking about it. like you.

 

as if / as though

  Bir durumun diğer bir durumla benzermiş/aynıymış gibi gerçekleştiğini belirtmede…

Sanki beni tanımıyormuşsun gibi konuşuyorsun

_ You are speaking as if/as though you didn’t know me.

 

on the assumption that

  Bir durumun varsayıldığı şekilde diğer durumla bağdaştırılabileceğini belirtmede…

Sende beni özlemişsindir diye sana geldim.

_ I’ve come to you on the assumption that you missed me.

 

so……..that

   Bir durumun diğer bir durumla aynı biçim/ yöntemle gerçekleştiğini belirtmede…

Öyle yorgundum ki hemen uyudum.

_ I was so tired that I fell a sleep.

 

the way (that)

  Bir durumun diğer bir durumla aynı yolla gerçekleştiğini belirtmede…

Bu problemi senin çözdüğün gibi (yolla) çözdüm.

_ I solved the problem the way that you did.

Kompleks/ girişik cümlede şart tümleci

 

if (eğer…-ırsa,-saydı v.s)…

   Bir eylemin gerçekleşmesinin diğer bir eyleme bağlı olduğu durumlarda…

Eğer yağmur yağarsa evde kalacağım

_If it rains, I wilI stay at home.

 

even if (-sa bile, -sa da)…

Başka bir eylem düşünülen şekilde gerçekleşse de sonrasında sonucun değişmeyeceğini bildirir.

Bana dünyaları versen bile ben bundan vazgeçmeyeceğim.

_ Even if you give me the worlds, I won’t give up that.

 

unless (if not)

   Bir eylem gerçekleşmedikçe diğer eylemin gerçekleşmeyeceğini belirtir.

Sıkı/ hummalı çalışmazsan sınıfı geçemezsin.

_ You won’t pass the class unless you study hard.

 

provided ….that

   Bir eylemin gerçekleşmesi durumunda diğer eylemin gerçekleşebileceğini belirtir.

Hava güneşli olursa (olması durumunda) deniz kenarına gideceğim.

_Provided that it is sunny, I wilI go seaside.

 

 

in the event that

 Bir eylem gerçekleştiği takdirde diğer eylemin düşünülen şekilde gerçekleşeceğini belirtirken kullanılır.

Hava yağmadığı takdirde(aksilik olmazsa) dışarıda olacağız

_ İn the event that it doesn’t rain, we wilI be out door

 

on condition that

   Bir eylemin gerçekleşmesi koşuluyla diğer eylemin gerçekleşeceğini belirtir.

Zamanında bitirmen koşuluyla sana para veririm.

_ On condition that you finish it on time, I wilI pay you for that money.

 

supposing that

   Bir eylemin gerçekleşeceği varsayımıyla diğer eylemin gerçekleşeceğini belirtir.

O söylediyse (farz edelim ki söylemiş) ne yapabilirsin ki.

_ Supposing that he told that, what could you do.